Asperiti ve Bariyer Deprem Modelleri Açısından 1995 Dinar Depremi
Asperiti ve Bariyer Deprem Modelleri Açısından 1995 Dinar Depremi


Pınar A ve Kalafat D.

Özet


1995 Dinar depremi ardında bıraktığı yaklaşık 100'e yakın can kaybı ve yarım milyar dolarlık hasarın dışında meydana geliş düzeniyle de birçok tartışmalara yol açmıştır. Bu çalışmada depremin oluş düzeni ele alınmakta ve depremleri önceden haber alma yönünden irdelenmektedir.

Ayrıca, depremden sonraki sismik aktivitenin uzaysal dağılımı ele alınarak sismotektonik yönden yorumlanmaya çalışılmıştır. Artçı sarsıntıların üç boyutlu dağılımına bakıldığında 10 ile 20 km derinlik arasında deprem üretmeyen (asismik) bir zon göze çarpmaktadır. Bu zonun varlığı üç farklı varsayım ile açıklanmaktadır. İlk varsayıma göre, bölge düşük bir hız zonunu teşkil etmektedir. Bu bir magma sokulumu olabilir. Bu fikri, bölgedeki jeotermal kaynaklar, Tezcan ( 1977)'ye göre bölgedeki yüksek ısı akısı dağılım ve yakın-alan ve uzak-alan sismogramların karmaşık dalga şekilleri desteklemektedir. İkinci varsayıma göre ise deprem bu zon içinde meydana gelmekte ve 10 ile 20 km arasındaki zonda mevcut gerilmeyi tamamen açığa çıkarmaktadır. Bozulan stres dengesi de artçı depremlerle sağlanmaktadır. Üçüncü varsayıma göre ise, 10 ile 20 km arasındaki zon, depremden hiç etkilenmemektedir ve ileride kırılabilecek bir parça olarak (patch) kalmaktadır.

Bu görüşlerden hangisi gerçeği daha iyi yansıttığını bulmak ayrıntılı çalışmalar gerektirmektedir. Akla gelen çalışmalardan bazılarını şu şekilde verebiliriz: 1-) Bölgenin ayrıntılı iki boyutlu ısı akısı dağılımının belirlenmesi, 2-) Bölgede tomografi çalışması yaparak düşük hız zonun var olup olmadığının araştırılması, 3) Yakın alan gözlemsel sismogramlarını modelleyerek karmaşık dalga şekillerini açıklayan bir hız yapısının belirlenmesi.

Summary


The Dinar 1995 earthquake attract many earth scientists not only because of the large number of loss of life and severe damage despite its Ms=6.1 magnitude, but also due to the earthquake occurence pattern it followed. Here we discuss the occurence pattern of the event in terms of earthquake prediction.

Besides, seismotectonic implications based on spatial distribution of aftershock epicenters are debated. The 3-D plot of the aftershock epicenters reveal an aseismic zone in the depth range of 10 to 20 km. We have three different hypothesis for this zone. Firstly, this is a low velocity zone, that is to say, a magma intrusion. These hypothesis was based on the following facts: the geothermal spring water resources in the region, the high heat-flow values in the region (Tezcan, 1977), the complex waveforms of near-field and far-field seismic records; the complexity of the waveforms could be due to reflections from the low velocity zone. Secondly, the main shock took place at this depth range releasing completely the tectonic stress at the zone. Finaly, the zone was not affected at all, remaining as a strong patch to be broken in future.

Detail studies should be carried out so as to clarify the hypothesisses mentioned above such as: 1-) plotting a detail 2-D heat flow map at the source region, 2-) determination of 3-D velocity structure to see whether the proposed low velocity zone is present, 3-) constructing synthetic seimograms explaining the observed complex waveforms.